Yazı Detayı
18 Nisan 2021 - Pazar 01:50
 
Yazmak Yaşamakla Eşdeğer
SÜLEYMAN ÖZEROL
 
 

Merhaba…

Hep, “Yaz, oku, resim yap” gibi istemlerde bulunuyorum. Belki yazdıklarım sana hoş gelmeyebilir. Yine de okuyacağını umuyorum. 

Bugün de 'yazmak' ve 'anımsamak' ile ilgili bir şeyler yazmak istedim.

Ne zaman yazmaya başlasam genellikle Oktay Akbal’ı anımsarım. Yarım yüzyıl önce ‘Yazmak Yaşamak’ adıyla bir kitap yayınlamıştı, onu da anımsarım haliyle.

Evet; yazmak, yaşamak...

Her ne kadar ilkokuldan itibaren yazmaya hevesim olsa da Akçadağ İlköğretmen Okulunda şiir ağırlıklı, 1983’ten itibaren de halk kültürü derlemeleri ile birlikte yazmam bir başka oldu. Geleneksel halk kültürünün yazınsal yönü özellikle ilgi odağım oldu. Türkülerin neyi anlattığı da dâhil...

Bir yandan yaşantı örnekleri, halk anlatıları, masallar, söylenceler, ağıtlar, destanlar ve benzeri halk kültürü ürünlerini yazdım; bir yandan da kendime özgü şiir, deneme, araştırma ve diğer çalışmalarımı sürdürdüm.

Hemen her gün yazdım. 1988'den itibaren yazdıklarım yazılı basında yer aldı. Kendim de gazete ve dergi çıkardım, yönettim, halen de sürdürüyorum.

Üşenmek yok...

Yazacağımı üç kez yazdıktan sonra bilgisayara aktarırım. Belgelik halinde kaydedeceğim ya da yayınlayacağım zaman kontrol ederim. Yani bir yazı dört beş kez yenilenerek yazıldıktan sonra kendini bulur.

Yirmi yıldan bu yana günlük tutarım. Köşe yazılarımda, makalelerde ve diğer yazılarımda yazdıklarımdan yararlanırım. Köşe yazılarım zaten genellikle günlük yaşama dayalı…

Üşenme yok, üşenince yazamazsınız. Sonra, yaşam daha çok sınama yanılmalarla dolu olduğundan yazdıklarınızdan örnek alırsınız, ders çıkarırsınız. Anlık konuların beş on, hatta kırk elli yıl öncesini çağrıştırdığı olur. Yaşananlar, duygu ve düşünceler geriye doğru seyir yapar. Bunu sen de yapmalısın…

Örneğin; köpek uluması duysam, kırk yıl önce Urfa Garnizon Komutanlığının bodrumunu anımsarım. Arabesk müzik de orayı anımsatır…

Urfa Kız Enstitüsü, Bahçelievler'deki binasına taşınınca belediyenin karşısındaki bina askeriye verilmişti. Garnizon Komutanlığı binası olarak kullanılıyordu. Bu binadan bazen müzik sesleri gelirdi. Özellikle de sesi biraz yüksekçe açılmış arabesk müzik... “Herhalde bu ses gazinolarından geliyor” derdim kendi kendime.

Bazı kişiler, o müziğin binanın bodrumundaki işkence seslerini bastırmak için kullanıldığını söylerlerdi de inanmazdım. 1981’in Mart ayında bu binanın bodrumunda dört gün kaldım ve müziğin neden çalındığını öğrendim.

Daha önce okulun tiyatro salonu olan bodrum katındaki sahnenin önünde betonun üzerinde yatıyorduk. Ayrıca hücreler vardı ve bu hücrelerde işkence başladığında arabesk müzik başlıyordu. Bana işkence yapılmadı ama bu durum işkenceden de beter oluyordu. Üstelik hiç suçum olmadığı halde oradaydım…

İşkence, evet işkence...

Ne yazık ki bir insanlık suçu olan işkence halen dünyanın pek çok ülkesinde sürüyor…

Bugün, yani 7 Nisan 2021 Çarşamba günü, caddede bir hemşerim ile karşılaştım. Sohbet ederken çöp kutusuna verilmiş öndeki giysileri ve yiyecekleri alma kara çarşaflı kadını görünce işkence görür gibi oldum. Hemşerim üzgün yüzüyle boynunu büktü.

Sosyal devlet olgusunun yitmesinin bir göstergesiydi bu durum ve ruhuma işkence veriyordu.

Bazen psikiyatriye gitmeyi düşündüğüm olur.

Neden mi?

Ne kadar olumsuz konu varsa hakkında araştırma önergesi veriliyor ve hepsi de reddediliyor.

“Acaba bunların ruhsal yapısı nasıldır?” diye sormak istiyorum.

Birileri halkın bir bölümüne çöp, tezek, çöplük, cibilliyetsiz, ruhsuz gibi değerlendirmelerle hakaret ediyor; “Hakarete uğrayanların ruhsal yapısı nasıldır?” diye düşünüyorum.

Ve yine sormak istiyorum psikiyatrilere...

“Bu kadar olumsuz davranışlarda bulunanlara oy verenlerin ruhsal yapısı nasıldır?”

Aslında sormak istediğim çok şey var Hani o köpek ulumasını unutacağım diye sonraya bakıyorum.

Beton üzerinde yarı uyur yarı uyanıkken sabah ezanı okuduğunda bahçede bulunan iki kurt köpeği ulumaya başlıyordu. 

Köpeğin uluması da arabesk müzik gibi moralimi bozuyordu. Halk arasında da köpeğin uluması ‘hayra alamet değil’ diye yorumlanır.

Perşembe günü arabesk yoktu! Sahnede ‘Haydar’ dedikleri kemik gibi sert plastik copu bir elinden diğerine aktaran kısa boylu askere, kurt köpeklerinin ezan okunurken neden uluduğunu sordum. Bir süre bir o yana bir bu yana gidip geldi, “Haaa! Hocayımdır da” dedikten sonra, “Her canlı kendi dilinden Allah'a yalvarır” diye açıklamada bulundu.

Sahi köpekler ezan okunurken neden ulur?

İşte burada Rus bilgini İvan Pavlov’u ve koşullandırmasını anımsamak gerekiyor…

Köpekler en ince sesleri bile duyarmış. Ancak ses kalabalığı, yani gürültü olduğunda rahatsız olurlar, havlar ya da ulurlarmış…

Betonun üzerinde Mart soğuğunda yatarken birden ezan ve uluma; ben de bundan rahatsız oluyordum ve kırk yıl sonra halen anımsıyorum.

Her zaman olumsuz şeyleri anımsamak olmaz ya; bazen de en güzel günleri, olayları ve kişileri anımsarız…

Bir şey çok şey çağrıştırıyor, çok şey de daha çok şeyi gündeme getiriyor. Elbette bu her zaman olmuyor. İnsanın anlık durumu, duygusal yoğunluğu, sorunlarıyla bağıntılı olup; ne kadar duyarlı ve duygulu iseniz anımsamadan duramazsınız…

İşte böyle…

Daha önce arabesk müzik ve işkence içerikli bir köşe yazımda söz etsem de biraz daha olsun bir şeyler daha demek istedim sana. Yazmanın yaşamakla eşdeğer olduğunu anlatmaya çalıştım biraz da…

 
Etiketler: Yazmak, Yaşamakla, Eşdeğer,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Mayıs 2021
Türkiye Sakatlar Derneği Malatya Şubesi ve Yücel Doğanşahin
03 Nisan 2021
Hasan Takmaz; 'Bugünün gençleri bağlamaya ve türküye çok hevesli'
23 Mart 2021
Ömer Erdoğan ve Oğuz Tansel Üzerine Kısaca
09 Mart 2021
Filiz Vererek Çiçek Açmalısın
25 Şubat 2021
'Ben de sana sığınabilir miyim?'
05 Şubat 2021
Bazen Yazmak Zor Oluyor
23 Ocak 2021
Anıları Olmayanlar Yaşayabilir mi?
14 Ocak 2021
İnsanın Her Zaman Yaşamında İlginç Şeyler Vardır
31 Aralık 2020
Üniversiteler, Katiller ve Öldükten Sonra
18 Aralık 2020
Yağmur Duası, Satılık Köy ve Züğürt Ağa
11 Aralık 2020
Kanal ve Harran
04 Aralık 2020
Dünya Engelliler Günü Üzerine
25 Kasım 2020
Rahime Kışlal’dan ‘Elbistan Halk Kültürü Derlemeleri’
15 Kasım 2020
Âşık Ekberi: 'Deli Gönül Hangi Dala Konarsın?'
05 Kasım 2020
'Ne kadar çok uyanık kalırsam o kadar çok yaşadığıma inanıyorum'
23 Ekim 2020
Dokuzuncu Köyden Onuncu Köye
17 Ekim 2020
Rüyada Rüya Gördüğünü Bilmek
26 Eylül 2020
Dört İşi Birden Yapma, Okuma ve Anlama
13 Eylül 2020
Arkadaşım, 'Ben en çok yaşlılığımı sevdim' demiş…
27 Ağustos 2020
Ev Yapısı, Kayalar ve Kayısı
25 Ağustos 2020
Dalında Hem Meyve Hem Çiçek…
11 Ağustos 2020
Etkinlikler yapılmayınca kaynaklar kurumuş gibi oluyor
29 Temmuz 2020
‘Doğu Anadolu'nun Doluları’, Ballıkaya ve Hekimhan’a Gidiş Geliş
15 Temmuz 2020
Bir Sigarayı Bırakma Öyküsü
03 Temmuz 2020
‘Kul Yanmasın, Sefil Selimi Yansın!’
25 Haziran 2020
Bayrağa El Basmak
18 Haziran 2020
Baş Yiyecek Kayısı
13 Haziran 2020
Kültürümüzü Kaydedenler O Kadar Çok ki…
08 Haziran 2020
M. Seyfi Oktay İle İlgili Kitap Çıktı
07 Haziran 2020
Özgür İradeden Yoksun Halka Ne Denir?
01 Haziran 2020
Üçüncü Teneffüs ve İnayet Koç’un ‘Ballıkaya Günlüğü’nden
25 Mayıs 2020
Tek Kişilik Konserim, 19 Mayıs ve Şeker Bayramı
13 Mayıs 2020
Kapının Dışı Gurbet...
28 Nisan 2020
Beş Nisandan Corona’ya
21 Nisan 2020
Zıt Kesimlerin Ortak Sevgi Sembolü, 'Mutluluğu Değnekte Bulan Adam' Aramızdan Ayrıldı
18 Nisan 2020
Günü Doldurmak ve Corona
17 Nisan 2020
17 Nisan ve Malatya
12 Nisan 2020
Yaşamöyküm
Haber Yazılımı