Yazı Detayı
15 Ekim 2021 - Cuma 22:12
 
Türkiye’ de Kadına Yönelik Şiddet
YAĞMUR GÜNER
 
 

Toplumumuzda kadına yönelik şiddet olayları ne yazık ki had safhada ve bunun çok az bir kısmı basına yansımaktadır. Buna rağmen hemen her gün birçok kadına yönelik şiddet haberi görmekteyiz. Bu haberlere baktığımızda ve hatta çevremizde bile kadına yönelik şiddetin çoğu zaman en güvende olmamız gereken yerde, en güvendiğimiz insanlardan geldiğini görüyoruz.

 

Sosyo Politik Araştırma Merkezi, Türkiye’ de kadına yönelik erkek şiddetinin araştırılması ve bu konuda istatistik sağlamak amacıyla 1 Haziran 2021- 31 Ağustos 21 tarihleri arasındaki sürece yönelik birçok haber ajansının gönderileri göz önünde bulundurularak bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmanın sonucu da yukarıda belirttiğimiz gibi şiddetin en güvendiğimiz insanlardan geldiğini ortaya koymaktadır. Bu araştırma neticesinde elde edilen verilere göre 1 Haziran 2021- 31 Ağustos 2021 tarihleri arasında 158 kadının şiddet/yaralamaya, 83 kadının cinayete, 39 kadının şüpheli şekilde öldüğüne, 39 kadının tacize, 13 kadının cinsel saldırıya ve 5 kadının cinsel istismara maruz kaldığı basına yansımıştır. Yine bu araştırmaya göre belirtilen bu 3 aylık dönemde kadına yönelik gerçekleştirilen cinayetlerin 32,5 i eş, 10,8 i komşu, 9,6 sı sevgili, 6 sı baba, 6 sı oğul, 6 sı eski eş, 3,6 sı yeğen, 3,6 sı damat, 1,2 si kardeş tarafından gerçekleştirilmiş, kadınlar en yakınlarınca katledilmiştir.

 

Yine kadına yönelik şiddet olaylarının araştırılması ve önlenmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ nde TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Nedenlerini Araştırma Komisyonu kurulmuştur. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü bu komisyon ile Türkiye’ de Kadına Yönelik Şiddet Aile İçi Şiddet Araştırmaları 2008-2014 çalışmasının sonuçlarını paylaşmıştır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’ de her 10 kadından 4’ü hayatının bir döneminde duygusal şiddet ve cinsel istismara maruz kalmakta, yine her 10 kadından 4’ü fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Yine bu araştırmanın sonucuna göre eğitim seviyesi arttıkça şiddet görme oranı azalıyor. Ancak bu konuya da temkinli yaklaşmak gerekiyor zira araştırmanın sonucuna göre şiddet gördüğünü söyleyen kadınların eğitim düzeyine bakıldığında ilkokul, ortaokul ve lise mezunları arasında yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalan kadınların oranı 42, son 1 yılda şiddete uğradığını iddia edenlerin oranı ise 11 olarak; lisans ve yüksek lisans mezunları arasında ise yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalan kadınların oranı 21, son 1 yılda şiddete uğradığını iddia edenlerin oranı ise 7 olarak tespit edilmiştir. Görüldüğü üzere eğitim seviyesi arttıkça şiddet görme oranı azalmakta ise de hala devam ettiği ne yazık ki görülmektedir.

 

Peki medyanın bu konudaki etkisi nasıldır? Türkiye’ de ne çok izlenen 2. program türü dizilerdir. Peki bu dizilerde topluma gösterilen nedir? Doğruluk Payı’ nın ‘’Yerli Dizilerde Kadın Karakterler Nasıl Temsil Ediliyor’’ isimli makalesinde kadın karakterlerin ‘’uysal- çekingen- duygusal’’ olarak gösterildiği, erkek karakterlerin ise ‘’agresif’’ olarak gösterildiği belirtiliyor. Makaleye göre Türk dizilerinde erkeklerin şiddet gösterme oranı 79 iken ev işi yapma oranı sadece 8 olarak belirtilmiştir. Yine bu makaleye göre dizilerde erkekler iş hayatında ve dışarda daha fazla ve aktif gösterilirken kadınların daha çok ev işlerinde ve toplumun kalıplaşmış güzellik algısına göre gösterilmektedir. Öyle ki Türk dizilerinde kadın karakterlerin 92 si ev kadını olarak gösterilirken konu çalışmak olunca da yönetici rolündeki kadın oranının sadece 11 olduğu belirtilmektedir.  Öncelikle dizi yoluyla topluma dayatılan bu algının kırılması, kadınların gerek sosyal hayatta gerek iş hayatında daha aktif yer aldığı, erkeklerin ise şiddet eğiliminden uzaklaştırıldığı bir yerli medya oluşturulması gerekmektedir.

 

Yine basına yansıyan kadına yönelik şiddet eylemlerinde, toplumdaki bazı kesimlere ‘’O adamla ne işi varmış?, Hiç mi anlamamış nasıl bir insan olduğunu?’’ gibi söylemlerde bulunma ortamı oluşmasına neden olunabilmektedir. Oysa Polis Akademisi Yayınlarının ‘’Dünya’ da ve Türkiye’ de Kadın Cinayetleri Raporu’’ nda Türkiye’ de kadın cinayeti faillerinin 86,5 inin adli sicil kaydı olmadığı, faillerin sadece 13,5 inin ruhsal sağlık problemleri olduğu, büyük bir oranın ise hiçbir ruhsal sağlık sorunu olmayan insanlar olduğu belirtilmektedir. Yine bu raporda katledilen kadınların 98 inin failini tanıdığı belirtilmektedir. Yani söz konusu raporda bahsedilen bu failler sosyal hayatımızda her an yan yana olabildiğimiz, aynı yolda yürüdüğümüz, bankada aynı sıraya girdiğimiz, aynı ortamda çalıştığımız, aynı sınıfta eğitim gördüğümüz insanlar. Bu kişilerin eylemlerin önceden görülmesi çoğu zaman söz konusu dahi değil. Dolayısıyla ‘’O adamla ne işi varmış?, Hiç mi anlamamış nasıl bir insan olduğunu?’’ gibi söylemlerin ne yazık ki faili korumaktan başka bir işlevi bulunmamaktadır. Bizler çoğu zaman aslında çok normal görüne bu erkeklerin şiddetine uğruyoruz ve hatta onların çoğu zaman klavye başında sözde kadın hakları savunucusu olduğunu görüyoruz. Bu şiddet karşısında susmanın da ne yazık ki birçok gerekçesi olabiliyor.

 

Peki bunun önüne geçilebilir mi? Bunun için en önemli etkenin eğitim ve en az bu kadar etkili olan aile yaşamı olduğu inkar edilemez. Şiddet, çocuklukta öğrenilen bir davranış biçimidir. Çocukluğunda fiziksel ya da psikolojik herhangi bir şekilde şiddet gören ya da buna tanık olan çocuk bunu zamanla normal bir davranış gibi içselleştirmekte ve kendi yaşamında bu davranış biçimine yer vermektedir. Bu nedenle aile yaşamı son derece önemlidir. Devamında ise bunu eğitim desteklemektedir. Bu doğrultuda öncelikle doğru davranışların doğru duyguların öğretilmesi ve içselleştirilmesi gerekmektedir. Bu sayede toplumda doğru davranış kalıplarının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bugün bile ‘’Seven erkek kıskanır, Sevdiği için şiddet uyguluyor, Sevgilim izin vermez, Hele bir evlensin durulur, İlişkide vurdu kırdı olabilir ama geçer’’ ve daha bunun gibi birçok bahane ile şiddet sorun olmaktan çıkarılmakta ve normalleştirilmektedir. Oysa hayır. Seven erkek kıskanmaz, şiddet uygulamaz. Evlilik bu eylemlerin bitmesinin yolu değildir. Toplumda bu bilincin yerleştirilmesi gerekmektedir. Devamında elbette cezai yaptırımların caydırıcı etkisinin arttırılması, bu yönde daha ağır cezai düzenlemeler yapılması son derece önemlidir. Yine failler cezada indirim yapılması için ne yazık ki kadını suçlar nitelikte savunmalar yapmakta olup bunun da önüne geçilmelidir.

 
Etiketler: Türkiye’, de, Kadına, Yönelik, Şiddet,
Yorumlar
Haber Yazılımı