Yazı Detayı
11 Temmuz 2021 - Pazar 22:57
 
Kurtarılmayı Beklemek
NURAY YILDIRIM
 
 

İzmir Depreminin Ardından

 

İki el, birbirini sararak, hayata meydan okudular.

Minik bir el; 90 saat önce evlerinin mutfağında, annesiyle birlikte, kek ya da köfte yapıyordu. Sımsıcaktı yürekleri, tıpkı elleri gibi, içleri de samimiydi.

Küçük kız çocuğu mutfaktan ayrılıp bazı zamanlarda üzerinde bir atlet ve külotla sıcak odasında, oradan oraya mutlu bir halde koşturup duruyordu.

Birden bire her yer sallanmaya başladı. Minik kızın annesi yanına gelip, kendisini kucağına alana kadar, çocuk bunu bir oyun sanıyordu.

Sallantı hızını arttırdıkça anne ve çocuğun korkusu artıyordu.

Anne bunun bir deprem sarsıntısı olduğunu bildiğinden, kızını kucaklayıp tezgâhın altına kapandı.

Deprem, binayı baştan aşağı yerle bir etmişti.

Bina yıkılınca; anne ve minik kızın bulunduğu alan yerle bir olmuş, kum haline gelmişti.

Deprem; kendiliğinden derin bir sarsıntıyla başlar, hızlanır, dayanıksız binalar anında çöker.

İnsana saatler gibi gelen bu sarsıntı, en fazla 40-50 saniye sürer.

Fakat bu saniye içinde dünya ve hayatlar tepetaklak olur.

***

Minik kız bilinçsiz bir halde yıkıntının arasında yatar.

Belki, annesiyle bir süre konuşarak, o yıkıntı arasında mutfak sohbetlerini devam ettirdiler, bunu bilememek ne büyük acı veriyor.

Yerin karanlık dehlizinde olup biteni bilemiyoruz.

Beton, kalas, demir, toz toprak yığınları arasında kalan, minik çocuğun annesi uzun bir uykuya yatmıştı. Kendine yaşam alanı sağlanmış olan küçük kız "anneee , anneee" diye saatlerce, gece-gündüz ağlıyor olmalıydı. Bazı anlar ise metanetle annesine seslenmiş olmasına rağmen annesinden hiç bir ses duymamış olduğunu kurtarılıp dünya ışığına çıktığında öğreniyoruz.

Karanlık, mezarı andıran yıkıntının içinde öylece bir başına taşların arasında kalmıştı.

Bilmiyordu neresiydi burası?

Annesi niçin uyanmamıştı? Anlayamıyordu olup biteni.

Sadece kırk saniyelik bir sallanmanın ardından karanlık, kimsenin olmadığı yerde yalnız aç susuz yatıyordu.

Uyuyup, uyanıyordu...

Kocaman gözleriyle etrafına baktığında, her taraf taş topraktı.

Burası bize göre bir mezardı aslında; diri diri girilen bir mezardı.

Fakat çocuk mezar nedir? Daha bilmiyordu.

Çocuklar ölümü ve mezarı bilmezlerdi.

Sadece oyun oynayarak, yaşamayı bilirlerdi.

Öyle bir an geldi ki, yukarıdan birisi sesleniyordu...

Çocuk,

Duydu bu sesi.

Ve

Cevap verdi!

Buradayım!

İyiyim…

Adım Ayda!

Beni kurtarın!

Beni bu karanlıklarda bırakmayın...

Aşağı indi, üç- beş cankurtaran kahraman, beton yığınlarını delerek yerin dibine.

Orada, küçük kuyu gibi olan yerde, minik bir kız çocuğu atletiyle üşümüş, betonların arasında yatıyordu.

Çıplak kolları gri renge dönüşmüş bekliyordu. Kocaman çakmak gözlerine çimento tozu akmış, minik parmaklarıyla siliyordu. Gözleri nemliydi. Annesi ses vermemişti uzun zamandır.

Ona göre daha demin mutfakta oynayarak "köfte" yapıyorlardı.

Yeryüzüne çıkınca, ilk isteği, annesi ve köftesiydi.

Çünkü anne kız, ikisinin arasındaki son paylaşım, son konuşma bu olmalıydı.

Annesinden bir ömür koptuğunu henüz bilemeden, birçok insanın ellerinin üzerinde, serin, bir yel gibi, eserek hızla götürüldü.

Birilerinin hırsı; para pul sevdası, bir başkalarına zindan olmaktaydı.

Ancak, yaşamak için dünyaya gelen çocuklar; derin, karanlık, yerin diplerini delerek, kardelen çiçeği gibi yeryüzüne çıkmayı başarmışlardı.

Umut ve yaşam yan yanaydı.

El ele tutuşmuş sohbet etmekteydiler…

 

 
Etiketler: Kurtarılmayı, Beklemek,
Yorumlar
Haber Yazılımı