Yazı Detayı
01 Haziran 2020 - Pazartesi 18:23
 
Üçüncü Teneffüs ve İnayet Koç’un ‘Ballıkaya Günlüğü’nden
SÜLEYMAN ÖZEROL
 
 

Corona hapsi başlayalı iki buçuk ay oldu. Oldukça çalıştım evde, çok iş yaptım diyebilirim. ‘Yayınlanmamış Kitap Çalışmalarım’, ‘Basıma Hazırladığım Kitaplarım ve Diğer Kitaplar’ yazılarımı yayınladım. Corona ile ilgili yazılar yazdım. Bunlarla birlikte yayınlanmamış kitap çalışmalarımı gözden geçirip düzenledim. Bu arada kitap bastırmak isteyenler oldu, aradılar ve konuştuk. Filmler ve diziler izledim. Her gün bir iki kükürtlü, bir iki gün kurusu yemeyi, yine her gün ikindi sıralarında kahve içmeyi, kahvaltıda ve her yemekten sonra büyük bardakla çay içmeyi de ihmal etmedim.

Sürekli içeride olmanın etkisi ile arayanlar olduğu gibi ben de başkalarını aradım. En çok konuştuğumuz iki kişi var; Güngör Bebek ve Fikri Demirtaş… Ortak noktamız Hekimhan dergisi ve ayrıca yazı çalışmaları…

24 Mayıs 2020 pazar günü öğlene doğru Güngör Bebek aradı, Hekimhan dergisi için iki konudan söz etti. İstanbul'da yaşayan Hekimhanlı Tuncay Kandemir ve Mersin Davulku Köyü Derneği…

Fikri Demirtaş da aradığında, kayınpederi Abbas Soğukpınar ile ilgili bir yazı hazırladığını anlattı.

Abbas Soğukpınar, bir derz ustası. Abbas Usta, Hekimhan ve pek çok köyünde bu sanatını sürdürmüş.

Yazıyı yaz sayımızda ya da sonbahar sayımıza yayınlayacağız.

Bizim yörede ‘gez’ deniyor, Hekimhan merkezde ‘fuga’ deniyormuş.

“Derz; iki yapı öğesini yatay veya düşey doğrultuda ayıran bağlayıcı özellikte başka bir malzeme ile doldurulmuş aralık olarak tanımlanır. Yüzeyi sıvanmayacak olan taş ve tuğla duvar yüzeylerindeki iki bileşen arasındaki boşluk hazırlanan derz harcı ile doldurulur. Derzleme mala kullanılarak yapılır. Yüzeyde mala derzi, oyuk derz (çökertme derz), kabarık derz, çekme derz vb. çeşitli derzleme şekilleri vardır (Derzleme: T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2013).”

Çanakpınarlı Hüseyin Karabulut Âşık Vahap Karadağ'ın 2000 yılında ölümünden bir süre önce Ankara'da bir evde kaset doldurduğunu, kasete kendi deyişlerini okuduğunu, bu kaseti bana vermek istediğini belirterek, “değerlendirebilirsiniz” dedi. Kaset Ankara'da Mehmet Hanlı’nın evinde doldurulmuş. Mehmet Hanlı da 2004 yılında aramızdan ayrılmış.

Üçüncü pazar oldu dışarı çıktığımız. Hanım ile Dikmen Caddesine çıkıp sağa döndük, biraz ilerleyip yine sağa batı yana döndük, Sokullu Caddesi'ne geçtik. Biraz ilerledikten sonra Ahmet Arif farkına girip oturduk.

İnayet Koç, köyden bayramla ilgili güzel bir yazı yazmıştı. O kadar güzel bir yazıydı ki herkesin de duymasını istedim, sesli bir biçimde okudum. Okuduğumu ne kadar duymuşlardı bilmiyorum elbette, ben yine de bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

***

 

Ballıkaya Günlüğü/Akarsuya Mektuplar

 

Günaydın sevgili günlük,

Günaydın kardeşlik,

Dışarıda bir deli rüzgâr, esip durur. Bazen yağmurla beraber. Sanki kış yeniden geldi, öylesine soğuk, buz gibi bir hava. Pencereden bahçeyi izliyorum, ağaçları. Çarpına çarpına hal kalmadı ağaçlarda. Filizkıran fırtınası diyorlar buna. Dalların uçlarını, tomurcuklarını, filizlerini kırıp kırıp atıyor. İnsan bakamıyor gerçekten onca emek verdiği ağaçların bu haline, şevki kırılıyor, morali bozuluyor.

Bugün bayrammış sevgili günlük. Ne zaman doğru düzgün bir bayramımız oldu bizim. Ne zaman şöyle ağız tadıyla, gönül ferahlığıyla doya doya, gözümüz arkada kalmadan korkmadan çekinmeden, üzülmeden bir bayram kutladık ki… Hele bu yıl daha da berbat. Bir yanda salgın hastalık, bir yanda ülkenin dünyanın durumu, bir yanda havalar, iklim değişikleri, don, kuraklık, depremler, felaketler…

İnsanların bir birine kavuşamadığı, bir araya gelemediği, sarılıp kucaklaşamadığı, konuşamadığı, hasret gideremediği böyle bir dünyada nasıl sevinebilir ki insan? Nasıl mutlu olabilir ki? Nasıl bayram kutlayabilir ki?

Telefon elimde, yarım saattir düşünüyorum sevgili günlük. Bu yazının sonunu nasıl bağlayayım, hiç olmazsa insanlara iyi, umutlu bir şeyler de söyleyeyim diye. Ama olmuyor işte kardeşlik, bu işler öyle zorlamayla olmuyor, insanın içinden gelmeli.

Ne diyeyim kardeşler, ne diyeyim sevgili yurdum. Umarım ileridedir, gelecek günlerde/yıllarda, bayramlardadır yurdumun mutlu günleri.

Fotoğrafta bir çiçek var. Kaldırımda, taşların arasından çıkmış. Belki de umut, direnç, güzellik o çiçektedir.

Yine de iyi bayramlar diyelim, kutlayabilenlere, kutlanacak bir şeyler bulabilenlere...

Kendine iyi bak kardeşlik...

Görüşürüz yine…

Bu kadar kötümser olma…

 
Etiketler: süleyman özerol
Yorumlar
Haber Yazılımı