Yazı Detayı
13 Mayıs 2020 - Çarşamba 20:30
 
Kapının Dışı Gurbet...
SÜLEYMAN ÖZEROL
 
 

Merhaba... 

Mahpushaneyi anımsadığımda, Orhan Veli’nin 40'lı yıllarda yazdığı şu şiir belleğimde kımıldanır.

 

Pencere en iyisi pencere

Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa

Dört duvarı göreceğine

 

İki aylık ‘mahpusluk’ yaşamından sonra 10 Mayıs 2020 Pazar günü dışarıya çıkabildik.

Hanım ile veda sokağından Dikmen caddesine geçtik, sağa dönüp bir süre yürüdük. 65 yaş üstü birkaç insan vardı caddede. Her yer kapalıydı, ‘hayalet şehir’ derler ya…

Merkez caminin karşısında Cemil Bakır'ın saz evinin önünden geçerken içeriye göz attım. Sobasının üzerinde doğal kuşburnu çayı her zaman olurdu. Açık olsaydı mutlaka bize kuşburnu çayı sunardı.

Hürriyet Caddesi’ndeki büyük fırının önünde 65 yaş üstü kişilerin oluşturduğu oldukça uzun bir kuyruk vardı. Fırını geçip sola döndük Sokullu Caddesi’ne geçtik.

Güngör Bebek aramıştı Hekimhan dergisi ile ilgili olarak. Oğlu Halil Can derginin kapak tasarımını yapıyor. Uygun olanı yapmasını söyledim. Bahar 2020 sayısında (10. Sayı) yer alan konuları konuştuk.

Eve döndüğümüzde 40 dakika geçmiş olduğunu gördüm.

Apartman girişinde bahçede bulunan zambaklar halk deyimiyle geçmişti. Yani solmuştu. Merdivenin kenarındaki Japon elması çiçeklerini çoktan dökmüş, tüm ağaçlar yeşile bürünmüştü. Veda sokağının merdivenlerinde yalnızca karşıda bir kadın iniyordu. Normal zamanda olsaydı gelen geçen oldukça çok olurdu.

İçeriye girdiğimde internete göz attım. Nuray Yıldırım ile dergiye yazacağı köy izlenimlerini konuştuk. Nazım Hikmet’in kan konuşmaz adlı romanın okumuş ve kısa bir değerlendirme yapmıştı.

“Kan neden konuşmaz ki? Buna kısaca açıklık getirebilir misin?” dedim

Bilgisayarın başına oturdum ve günlük işlerimi yapmaya başladım.

Ahmet Arif’i anımsadım.

 

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?

Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cıgaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

 

Adana'dan hemşerimiz internette Çınarlı kahve üzerine yazmış olduğum yazıyı okumuş, beni arayıp telefonumu bulmuş ve aramıştı. Kaplan Dağaşar, yıllardır Adana'da yaşıyormuş. Hekimhan’dan ayrılalı yıllar olmuş. Hekimhan’ı özlediği her cümlesinde belli oluyordu. O kadar içten anlatıyordu ki Hekimhan’ı, Çınarlı Kahveyi, Şark Oteli, babası berber-sünnetçi Halil Dağaşar’ı…

Diğer bir Hekimhan özlemcisi hemşerimiz ile de hemen ardından konuştum. Niyazi Çınar, İzmir Seferihisar’da kalıyor. Bahçesinde imiş. O da bahçede açık hava mahpushanesi gibi gününü geçiriyormuş.

Nasrettin Hoca’nın deyimini anımsadım bu kez:

 

‘Kapının dışı gurbet…’

 

Nasrettin Hoca bir gün evden dışarıya çıkar kapıyı kapatır içeriye seslenir.

“Hanım, beni görüyor musun?”

Ev işlerini yapan eşi, “Yok herif, görmüyorum” der.

Hoca yine seslenir.

“Göremezsin elbette, çünkü ben gurbetteyim. Kapının dışı gurbet...”

Evet, Corona denen illet kapının dışını bize gurbet yaptı. Telefon, internet de olmasa eş dost, akraba, kimse ile görüşüp konuşamayacağız...

Tolstoy’u okuyormuşsun, Zola’yı da oku...

Zola gerçekçidir. Felsefeye dalmak yerine gerçeklerle karşılamak daha iyidir.

Beş yıl öncesinde (8 Ekim 201) sana yazdığım bir mektup ile bağlamak istiyorum.

Bir daha kötü düşüncelerden söz etme lütfen. Karacaoğlan, "Var git ölüm" demiş. Şair Baba, "Yaşamak güzel şey be kardeşim" demiş ve bunu romanına ad olarak vermiş. Senin sıkça ölümden söz etmenin zamanı mı yani? Ölümden söz etmek sana yakışmıyor. Kendini heder etme. "Ayakaltında kalırsan üzerine basan çok olur", sakın kalma. “Aynı kalıp kokmaktansa, cesur olup akarım." diyorsun. İşte durum bu, açık ve sade ol...

Bir daha kötü düşüncelerden söz etme lütfen.

Sevilmek, istenmek, beğenilmek, önemsenmek güzel... Yaşamak güzel…

 

 
Etiketler: süleyman özerol,
Yorumlar
Haber Yazılımı