Yazı Detayı
26 Eylül 2020 - Cumartesi 22:49
 
Dört İşi Birden Yapma, Okuma ve Anlama
SÜLEYMAN ÖZEROL
 
 

Nasrettin Hoca’nın Gurka Yatışı öyküsünü anlatmak istiyorum. Okuyunca hem gülümseyecek hem düşüneceksiniz.

Önce kısa bir açıklama…

1986 yılında Ballıkaya’ya gelen Prof. Dr. M. İlhan Başgöz, benden ‘Ballıkaya’da Bilindiği Biçimiyle Nasrettin Hoca Öyküleri’ni derleme çalışması yapmamı ve kendisine de göndermemi istemişti). Dayım İbrahim Erol’dan (1939-14 Haziran 2009) derlediğim ‘Hocanın Gurka Yatışı’, Yenilenen Köy Ballıkaya dizi yazımda yayınlandı (Görüş Gazetesi, Malatya 1988).

 

Nasrettin Hoca’nın Gurka Yatışı

 

Bir gün karısı ile tartışmaya başlayan Hoca:

“Karı, sen ev işlerini yetiremiyorsun. Tarlaya gelip de bana yardımcı olmuyorsun” demiş.

Karısı da;

“Bugün işleri değişelim öyleyse” demiş.

Hoca bu teklifi kabul etmiş. Ertesi gün karisi tarlaya gitmiş, kendisi de ev işlerine başlamış. Cücüklü tavuğu cücükleriyle birlikte bir ipe bağlamış, ipi de bir kazığa. İçeri girip yoğurdu yannığa doldurmuş, yannığı sırtına, koluna bağladığı ipe de çocuğun beşiğini bağlamış.

Hamur teştini de önüne almış. Tavuk cücükleri ile dışarıda ipe bağlı yayıla dursun, Hoca hamuru yoğurdukça sırtındaki yannıkla yoğurt da yayılır, koluna bağlı ipin ucundaki beşik de sallanırmış. Yani dört işi birden görmeye başlamış.

Bir süre sonra yannığın bağı boşanmış, yoğurt hamurun içine akmaya, çocuk da bağıra bağıra ağlamaya başlamış. O sırada dışarıdan sesler duymuş:

“Hocaaa Hoca! Tavukları karoğuş kaçırdı!”

Dışarıya koşan hoca bakmış ki tavuk cücükleriyle birlikte ipe düzülü olarak karoğuşun pençesinde havada uzaklaşıyor. Ne yapacağını şaşırmış. Önce karoğuşun kaçırdığı cücükleri yeniden çıkarmak için gurka yatmaya karar vermiş. Kapının arkasına biraz saman koymuş, yumurtaları samanın üzerine dizmiş, yumurtalarım üzerine yatmış.

Tarlada işini bitiren karısı eve dönmüş. Kapıyı açtığında ortalığın darmadağınık hali ile karşılaşmış, ama Hocayı görememiş. Bir de bakmış ki hoca kapının arkasında yatıyor. O yana ilerleyince Hoca yumurtasını ya da civcivini sakınan anaç bir tavuk gibi bağırmaya başlamış:

“Gııık! Gııık!”

Bu duruma şaşıran karısı sormuş:

“Hoca, bu ne hal?”

Olanları üzgün üzgün anlatan Hoca şöyle demiş:

“İşler birbirine karıştı. Yeni baştan başladım işe. İlk olarak da karoğuşun kaçırdığı cücüklerin yerine yenilerini çıkaracağım.

 

Görüyorsunuz ki Hoca eşiyle bir gün de olsa işleri değiştirmesi her şeyi altüst etmiş, sonra da birkaç işi birden yapmak istemiş ve sonuç ortada. Öyle ise herkes kendi işini iyi öğrenmeli ve yapmalı. Kadının toplumsal yaşamdaki ağır yükü de unutulmamalı.

 

Kültür, Sanat, Edebiyat, Okuma, Anlama…

 

Kültür, toplumun yaşam biçimini yansımasıdır. Bireylerin doğum öncesinden tutun da ölüm ötesine kadar var olan tüm yaşam alanlarını kapsar.

Sanat, kültürel yapıyı oluşturan ve geleceğe aktaran duygu ve düşüncelerin çeşitli yollarla yansıtılmasıdır. Ressam İbrahim Balaban’ın deyimi ile ‘yaşantının izdüşümüdür’ ve bazıları yedi dalından söz eder.

Edebiyat, sözlü ve yazılı anlatım ile duygu ve düşüncelerin güzel biçimde sunulması sanatıdır. Roman, öykü, şiir, anı, günlük ve daha pek çok türü ile edebiyat yaşamın her alanında herkes için gereklidir ve vazgeçilmezdir.

Bilimin her alanında edebiyat karşımıza çıkar. Hangi alanda olursa olsun sözlü ve yazılı anlatıma başvurmak, okumak ve anlamak anlatmak zorunludur. Yoksa eğitim-öğretimin, öğrenmenin de anlamı olmaz. Okuma ve anlamada yalnızca göz ve beyinin değil diğer duyu organlarının rolü vardır.

Temel olan sözlü ve yazılı anlatımı pekiştirmeye ve çok yönlü duyu organlarının katılımı ile yaparak yaşayarak öğrenmeye dönüştüğünde kalıcı öğrenme bellekte yer eder. Belleğin de güçlü olması gereklidir. Bellekte yer etmeyen olgular, anlama ve algılama da önemli yer tutmaz.

Okuma ve algılama ya güçlendirmek için ne yapmak gerek?

İnsanın okuduğunu anlaması da algılama yetisinin güçlülüğüne bağlıdır. Çünkü okumanın temel amacı anlamadılar. Anlama, aynı zamanda anlatmaya da zemin hazırlamaktır. İyi algılanmayan konular anlatıma örnek oluşturmaz.

Dili ve özelliklerini iyi kavramak, dilbilgisi ve yazım kurallarını iyi öğrenmek ve de uygulamak gerekir. Dil bilgisi yazım kuralları yalnızca yazmada değil, sözlü anlatımda da geçerlidir.

Bütün bunlarla birlikte sözcük dağarcığını zenginleştirmek önemlidir. Sözcük dağarcığını zenginleştirmek için de yazım kılavuzu, sözlük, ansiklopedi gibi başvuru kaynaklarını el altında bulundurmak, çok yönlü konularda okumak gerekir.

 
Etiketler: süleyman özerol
Yorumlar
Haber Yazılımı