Yazı Detayı
13 Eylül 2020 - Pazar 12:48
 
Arkadaşım, 'Ben en çok yaşlılığımı sevdim' demiş…
SÜLEYMAN ÖZEROL
 
 

2020 yılında sanki de daha duygusallaştım. Özellikle Mart ortalarından itibaren Korona nedeniyle içeride kalma zorunlu sürecinde dizi film izlemeyi daha da sıklaştırdım. Bu süreçte duygusal durumlar karşısında sanki duygusallığım artı diyebilirim.

20'li yaşlarda olsun, ileri yaşlarda olsun bazı şiirlerimde dile getirdiğim dış görünüşünün tersine iç dünyamın duygusallığını depreşti yeni sanki de duyumsadığım.

 

Sımsıcak hücrelerim üşür

Kaskatı görünen yüzümün altında

Vietnam’dan beri yana

Filistin’den öte yana

Anadolu'nun ortasında

Bir sancı tutar yüreğimi

Seni sarmak isterim, saramam…

 

“Acaba duygusallık yaşın ilerlemesi ile ilgili bir durum mudur?” diye kendi kendime sormaktan da kendimi alamıyorum.

Altmışlı yılların ortalarında Başavaklı Âşık Vahap Alkan, Yıldız Gelin ağıtının dizelerinde gençlikte yaşlanmadan söz ediyordu.

 

“Otuz beş kırkına varmadan yaşım

Benliğim yokuşlar sallanır başım”

 

Başka bir söyleyişinde ise şöyle diyordu.

 

 “Elli beş altmışa varınca yaşım

Bükülür belim de sallanır başım”

 

O zamanlar 55-60 deyince yaşlılık akla geliyordu hatta kırkından sonra deyimi ile yaşlılık Hanım satılıyordu çağrışım yaptırıyordu.

Anadolu insanı emeği ile geçin değerinden çok çalışıyor kendisini çok yıpratır ve erken yaşlandırdı. Teknolojinin ve tıbbın gelişmemiş olması  ile birlikte her yaşam biçiminde erken ölümlerin haddi hesabı olmazdı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 57 yaşında aramızdan ayrılmıştı.

Deyiş söylerken yüksek sesine kimsenin ulaşmadığı İmam Dede aramızdan ayrıldığında 51 yaşındaydı.

Rüştü Onur (1920-1942), Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956), Orhan Veli Kanık (1914-1950), Sait Faik Abasıyanık (1906-1954), Cahit Irgat (1915-1971), Muammer Hacıoğlu (1945-1992), Oğuz Atay (1934-1977) ve daha pek çok sanatçının da erken yaşta aramızdan ayrıldığını biliyoruz.

Günümüzde ortalama ömür süresinin yüksekliğini görüyoruz. Geçmişi kuşaklara göre hesaplarken 25-30 değil 30-35 yaş ile ölçmek durumundayız artık.

On yıl kadar önce Ankara'da İlkan San ile ilgili yazılarımdan dolayı beni bulan ve tanıştığımız meslektaşım emekli öğretmen Handan Seçkin, Ben en çok yaşlılığımı sevdim” cümlesi ile başlayan bir yazısını gönderdi. “Köşemde yayınlayabilir miyim?” diye yazınca, yazılarını yayınladığım ya da hakkında yazdığım kişilerin onayı olmadan yayınlamadığımı bildiği halde, “Sormaya gerek yok arkadaşım, yayınlayabilirsin” diye yanıt yazmıştı.

Kendisini aradım, hal hatır ettikten sonra konuyu yazısına getirdim. “Yaşlılığı neden konu ediyorsun ki?” diye sordum. Ankara'dan taşınacağını, torun bakacağını anlattı.

Yıllar önce anılarını yazdığı defterini bana vermişti ve bilgisayara kaydederek düzenlemiştim. “Bunu roman biçimine düzenleyelim” önerim de olmuş, önerime olumlu bakmış, ancak dosya öylece duruyordu. Oysa anıları roman biçimine çevrilebilir, filmlere ve dizilere konu olabilecek durumdaydı.

Handan Seçkin'in şiir öykü deneme yazıları çeşitli yazım organlarında yayınlanmıştı. Bunları kalıcı kılması için kitap olarak yararlanmasını dilerim.

Şimdilik onun yazısını yayınlamakla yetineyim…

 

“Ben en çok yaşlılığımı sevdim”

 

Ben en çok yaşlılığımı sevdim. Anneanne oluşumu, torunlarımı özleyip acı çekmeyi, gençlik heyecanı ile değil gönlüne göre karar veren kalbimin dinginliğini,  bilgime görgüme göre gördüğüm insanların, gerçek yüzlerini görebilişimi, hayır demekten utanmamayı, gerektiğinde yüzlerine karşı tartışıp kendimi savunabilmeyi, dost zannettiğim kişilerin kazıklarını bertaraf edebilmeyi, hak etmediğim konular ve kişiler için kafa yormamayı, yapmadığım bir şey için yapılan bir dedikoduya karşı inatla başım dimdik gezmeyi, sadece akraba doğmuşuz diye haketmeyen insanlara kul köle olmamayı öğrendiğim bu yaşlardaki huzurumu, kısacası gönül gözümün açıklığını seviyorum.

Bağımlı olmadan karar verebilmeyi,  evdeki işimi bırakıp komşumla kahve içebilmeyi, turlara katılabilmeyi, fotoğraflar çekip bir ergen gibi telefonum elimde Facebooklara girmeyi, ileride çocuklarıma bile muhtaç olmamak için sağlığıma dikkat etmeyi, elim ayağım tuttuğu için defalarca şükretmeyi, duygularımı değil mantığımla hareket edebilmeyi öğrendiğim bu yaşlarımı seviyorum. Canım istediğinde on beşlikler gibi giyinip gezmeyi, gençliğimizde yasaklanan gittiğimizde ayıplanan cazlara barlara gidip arkadaşlarımla kadeh kaldırabilmeyi, fotoğraflarını da göğsümü gere gere paylaşabilmeyi yapabildiğim bu yaşımı seviyorum.

Çocuk iken kartpostallarını biriktirip heyecanla gidebilmeyi arzu ettiğim dünyayı en çok da yurdumun her köşesini doğasıyla, tarihi ile yudumlamayı, çalışırken öğrencilerime tarih kitabından gösterebildiğim, resimlerinden her kıvrımını ezbere bildiğim heykellerle karşılıklı bakışabildiğim müzeleri gezmeyi, en sevdiğim konu olan, "buralarda kimler neler yaşamış" şeklinde senaryolar yazdığım arkeolojik, mitolojik konuları temsil eden heykeller ile göz göze gelebilmenin, sarılıp fotoğraf çekmenin hazzını, sabah sabah sırf canım istedi diye Ankara Kalesi Zenger Paşa konağında, ya da Göksu Parkında bir kahve keyfi yaşayabilmenin esnekliğini, yaşadığımı htiren iç huzurumu, ilkbaharı, sonbaharı, yağmuru, karı, güneşin doğuşunu, batışını sonuna kadar yudumlama keyfimi seviyorum.

Koronasız günlere kısa zamanda kavuşmak dileğiyle kendinize dikkat edin dostlar, daha yaşayacağımız günler var.

Listemdekiler bitmediği sürece hayat güzel…

 
Etiketler: Arkadaşım,, 'Ben, en, çok, yaşlılığımı, sevdim', demiş…,
Yorumlar
Haber Yazılımı